Kategori: Gündem

  • Sarıyer 3B Projesi

    Sarıyer 3B Projesi

    İstanbul Sarıyer’de hayata geçirilen 3B (Balıkçılık, Balcılık ve Börekçilik) projesi, ilçede heyecan yarattı. Projeyi, Sarıyer halkına hem meslek hem de kazanç yolu sağlamak amacıyla Sarıyer Kaymakamı Ömer Karaman, yaklaşık 3 yıl önce geliştirdi. Proje kapsamda, Sarıyer deniz kıyısında olduğu için balıkçılık, ilçede orman bol olduğu için balcılık ve ilçenin böreği meşhur olduğu için börekçilik seçildi.

    EV HANIMLARI TALİP

    İlk olarak balıkçılık sonra da balcılık uygulamaya kondu. Önceki gün de börekçilik için ilk adım atıldı. Sarıyer Kaymakamlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ortaklaşa yürüttüğü “Sarıyer Böreği Hazırlama ve Kadın Girişimciliği Projesi” Atatürk Mesleki Eğitim Merkezi’nde düzenlenecek törenle resmen başlayacak. Sarıyer böreğinin yaygınlaştırılmasını ve Türkiye geneline yayılmasını sağlamayı amaçlayan projeyle, kadın istihdamının artırılmasına katkı sağlanacak. Belirlenen 100 ev hanımı, iki buçuk ay boyunca, 92 saat eğitime tabii tutulacak. Başlangıç eğitiminin sonunda ise katılımcılara sertifika verilecek. Sarıyer böreğinin bir marka olduğunu belirten ve üç yıldır görevde bulunan Karaman, “Proje, geçtiğimiz hafta İSMEK’te 50 kursiyerin katılımıyla başladı. Başlangıç eğitiminde kursiyerlere temel eğitim verilecek ve insanlar bu konuda yetiştirilecek. Başlangıç eğitiminin ardından ikinci aşamada ise İŞ-KUR ve KOSGEB ile birleşerek projeyi genişletmeyi düşünüyoruz. İkinci aşama ise 300-400 saatten oluşacak ve daha geniş kapsamlı olacak” dedi.

    BAL TESİSİ KURULACAK

    İlçede daha önce de balık restoranlarına hak ettiği değeri kazandıracak, onları canlandıracak ve ilçeye katma değer yaratacak balıkçılık projesi hayata geçirildi. Balık restoran sahipleriyle toplantılar yapılarak platform oluşturuldu. Sorunlara çözümler bulundu. Balıkçılıkta önde olan Norveçli uzmanlardan eğitim hedeflendi. Balcılık için ise Sarıyer bölgesindeki 9 bin 500 hektar orman alanında, 8 adet orman köyünde arıcılıkla uğraşan 150 aile belirlendi. Kurslar açıldı ve 163 kursiyere sertifika verildi. Kaymakamlık ve İlçe Tarım Müdürlüğü kanalıyla arıcılar, bir araya getirildi. Tarımsal Kalkınma Kooperatifi kuruldu. Kooperatif tarafından en kısa zamanda günlük kapasitesi 1 ton bal paketleme tesisi kurulması hedefleniyor. Tarımsal Kalkınma Kooperatifi adına 650 adet arılı kovan alınarak arı kolonisi farklı bölgelere yerleştirildi.

  • Grekoromen Güreş Milli Takımı için medya günü yapıldı

    Grekoromen Güreş Milli Takımı için medya günü yapıldı

    Sarıyer Mersinli Ahmet Kamp ve Eğitim Tesisleri’nde gerçekleştirilen medya gününe İstanbul Valisi Davut Gül, Türkiye Güreş Federasyonu (TGF) Başkanı Taha Akgül, eski milli futbolcu Mesut Özil ve milli güreşçiler katıldı.

    DAVUT GÜL: BU TÜR SPORTİF BAŞARILARA İHTİYACIMIZ VAR

    Milli güreşçilere başarılar dileyen İstanbul Valisi Davut Gül, “Şampiyonlarımız kampta. Başkanımla konuşup onları ziyarete geldik. Kendilerine başarılar diliyoruz. Sadece kendileri için güreşmiyorlar. Bütün milletimiz ve devletimiz adına güreşiyorlar. Geçmişte güreşçilerimizin çok önemli başarıları oldu. Başkanımızın da bu başarılara katkıları oldu. İnanıyorum ki bu rol modellerle geçmişte alınan madalyaların daha iyisini bu yarışmalarda tekrar alacağız. Kampta bütün şartlar uygun. Arkadaşlarımızın moral ve motivasyonu iyi seviyede. Bizim de bu tür sportif başarılara ihtiyacımız var. Okullarımızdaki öğrencilerimiz, şampiyonları örnek alıyorlar. Sporcularımız, şampiyon olduktan sonra öğrencilerle bir araya gelecek. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ve tüm ekibe teşekkür ediyorum” ifadelerinde bulundu.

    TAHA AKGÜL: İNŞALLAH CUMHURBAŞKANIMIZ RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A VERDİĞİMİZ SÖZLERİ YERİNE GETİRİRİZ

    Türkiye Güreş Federasyonu (TGF) Başkanı Taha Akgül ise, “Sarıyer Mersinli Ahmet Kamp ve Eğitim Tesisleri, tarihi bir yer. 50 senedir burası Türk güreşine hizmet veriyor. Gençlik ve Spor Bakanlığının destekleriyle burasına tadilat yapıldı. Burada gençlerimiz iyi şartlarda çalışıyor. Valimizi Sivas’tan tanıyoruz. Onun devlet adamlığını kendimize örnek alıyoruz. İnşallah Avrupa Şampiyonası’nda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a verdiğimiz sözleri yerine getiririz. Rıza Kayaalp de inşallah 13’üncü kez şampiyon olup, Rus Aleksandr Karelin’in rekorunu kıracak” dedi.

    Milli güreşçiler için dualar edeceğini ifade eden Mesut Özil, “Burada olduğum için çok mutluyum. Tüm arkadaşlara başarılar diliyorum. Rabbim utandırmasın. Bol bol dua edeceğiz” şeklinde konuştu.

    RIZA KAYAALP: ÜLKEMİZİ EN İYİ ŞEKİLDE TEMSİL EDECEĞİZ

    Şampiyonaya hazır olduğunu ifade eden milli güreşçi Rıza Kayaalp, “Amacımız hem takım halinde hem de bireysel olarak iyi bir derece elde etmek. Zaten şimdiye kadar 14 kez final yaptım. İnşallah 15’inci kez final yapıp, 13’üncü şampiyonluğu elde etme hedefim var. Bu benim için bir rekor olacak. Olimpiyat kadar önemsiyorum. Çünkü kırılması zor bir rekoru kırmak çok zor ve stresli. Daha büyük stresler yaşadığım için bu stresler bana normal gelmeye başladı. O yüzden minderde hazırlığımı zaten iyi yapıyorum, fiziksel durumum da çok iyi Allah’a şükürler olsun. Allah’ın izniyle, yardımıyla çıkıp aslanlar gibi mücadele edip, ülkemizi en iyi şekilde temsil edeceğiz. Bizi büyüten devletimize vefamızı bir kez daha minderde mücadele ederek, kazanacağımız madalyalarla inşallah göstereceğiz. Altın madalya olursa daha güzel olacak. Bireysel ve takım halinde inşallah vefamızı göstermek istiyoruz” yorumlarında bulundu.

    Avrupa Şampiyonası’nın önemine vurgu yapan Kayaalp, “Sonuçta kırılamaz denilen bir rekoru yakalayıp, kırmak ülkem ve benim için de büyük bir şeref ve onur. Avrupa rekorunun, bu kadar şampiyonluğun uzun yıllar boyunca bir Türk’te kalmasının ülkem adına da çok iyi olacağını düşünüyorum. Bireysel olarak her şey gelip geçici. Bir anda her şey değişebiliyor. Bazen başına istemediğin şeyler de gelebiliyor. Önemli olan ‘Bu rekor kimde?’ denildiğinde ‘Bir Türk’te’ denilmesi yeterli” şeklinde konuştu.

    KEREM KAMAL: AVRUPA ŞAMPİYONASI’NDA ELİMİZDEN GELEN BÜTÜN GAYRETİ GÖSTERECEĞİZ

    Elinden gelen bütün gayreti göstereceğini belirten milli güreşçi Kerem Kamal ise, “Artık son aşamaya geldik. Yaklaşık bir hafta gibi bir sürecimiz kaldı. Yaklaşık bu sanırım altıncı veya beşinci kampımız. Hocalarımızla birlikte bütün eksiklerimizi kapatabildiğimiz kadar çalıştık. Çok şükür takım olarak da hazır olduğumuzu düşünüyoruz. Kaptanımız, büyük şampiyonumuz Rıza ağabey önderliğinde inşallah bu seneki Avrupa Şampiyonası’nda elimizden gelen bütün gayreti gösterip hem kendimizi hem ailemizi hem ülkemizi hem sevdiklerimizi mutlu etmek istiyoruz” dedi.

    AHMET YILMAZ: RIZA AĞABEYİMİZİN ARAMIZDA OLMASI BİZİM İÇİN BÜYÜK BİR AVANTAJ

    Şampiyon olacağına inandığını ifade eden milli güreşçi Ahmet Yılmaz, “Son aşamadayız. Bu sene bir avantajımız olarak kaptanımız, şampiyon ağabeyimiz Rıza ağabeyimizin aramızda olması bizim için büyük bir avantaj. Bizim yaptığımız spor ne kadar bireysel olsa da ‘takım ruhu’ denilen bir şey var. Biz birbirimizi destekleyerek, birbirimizin eksiklerini kapatarak Allah’ın izniyle aslanlar gibi mücadelemizi verip, ülkemizi en iyi şekilde temsil edip, takım olarak şampiyonluk hedefimiz. Allah yar ve yardımcımız olsun. Arnavutluk bize iyi gelmişti. Ben ilk Dünya Şampiyonası’nda orada üçüncü olmuştum. İnşallah bu sefer de şampiyon olacağımı düşünüyorum” diye konuştu.

    YÜKSEL SARIÇİÇEK: ÜLKEMİ EN İYİ ŞEKİLDE TEMSİL EDECEĞİME İNANIYORUM

    Hazırlıkların son aşamasında olduklarını söyleyen milli güreşçi Yüksel Sarıçiçek ise, “Hazırlıkların son aşamasındayız. Özellikle Rıza Kayaalp ile bu sezon birlikte maçlara gittik, geldik. Güzel de geçti benim için. İnşallah Büyükler Avrupa Şampiyonası’nda da ülkemi en iyi şekilde temsil edeceğime inanıyorum” ifadelerinde bulundu.

  • Simas’tan Sarıyer’e…

    Simas’tan Sarıyer’e…

    Boğaz’daki en eski yerleşim bölgelerinden biri olan semtin ismi antik çağda “Simas” olarak geçer. Tarihsel süreç içinde “Kutsal Ana”, bazı kaynaklarda da “Kutlu/Güzel Akarsu” veya “Kutlu/Güzel Su” anlamında kullanılan “Simas” isminin yanı sıra “Skletrinas”, “Saron” ve Bizans döneminde “Limas” isimleri de kullanılır. Ancak Osmanlı dönemi başlarına dek yaygın olarak “Simas” ismi kullanılmıştır.   

    “Simas” isminin “Sarıyer” ismine dönüşmesi hakkında kesin bir bilgi bulunmazken çeşitli söylenceler bulunmaktadır. Bu söylencelerden biri “Sarıyer” isminin, İstanbul’un fethi sırasında ölen “Sarı Er” lakaplı bir yeniçeriden alınmış olduğuna dayanan söylencedir. Buna göre semtte türbesi bulunan “Sarı Er” zaman içinde “Sarı Baba” ismiyle anılmaya başlar… Söylencelerden bir diğeri de “Sarıyer” isminin bir zamanlar Maden Mahallesi çevresinde altın ve bakır madenlerinin çıkarıldığı sarı renkli yarlardan aldığı ve semtin isminin önce “Sarı Yar”, sonra “Sarı Yeri” ve nihayet “Sarıyer” olarak anılmaya başladığına inanılan söylencedir…

    Bizans döneminin sonuna dek esas yerleşim merkezleri arasında ismi sayılmayan Sarıyer, eski çağlarda daha çok boş arazi ve tepeleri ile bilinir. Bizans İmparatorluğu döneminde semt, kıyı kesimlerinde ayazma, kilise ve limanı bulunan birkaç hanelik köylerin bulunduğu az sayıda yerleşim merkezi ile anılır. Bu küçük köyler eski çağlardan başlayarak balıkçılıkla geçinmekteydi.

    İstanbul’un fethinden sonra Anadolu ve Adalar’dan getirilen göçmenlerin iskân edildiği Sarıyer köyleri zaman içinde inşa edilen liman, cami, hamam, çeşme, konak ve sahilhaneler ile gelişmeye, büyümeye başlar. Evliya Çelebi, Seyahatname isimli eserinde 17. yüzyılda gelişmiş köylerin bulunduğu Sarıyer’i bin kadar bağlı, bahçeli ve mamur haneli bir semt olarak anlatır. İki mahallede Müslümanların, yedi mahallede de Hristiyanların yaşadığı Sarıyer’de Müslüman halkın bağcılıkla, Hristiyan halkın da balıkçılıkla geçimini sağladığını belirtir.

    18. yüzyıldan başlayarak Boğaz’a Karadeniz’den gelebilecek saldırılara karşı savunma mevzileri oluşturulmaya başlanır. I. Abdülhamid’in yaptırdığı Delice Tabya ve III. Selim’in kurdurduğu tahkimatlar bu dönemde inşa edilir. Saray çevresinin yalı ve konaklarının yer almaya başladığı bu dönemde Sarıyer köylerine gayrimüslim ailelerin iskânına izin verilir.

    19. yüzyılda Trakya köylerinden fes ve şayak boyama ustaları, bu sanatı öğretmeleri için İstanbul’a getirilerek bugün Boyacıköy ismini taşıyan Baltalimanı ile Emirgan arasına yerleştirilir. 1877 ile 1888 yılları arasında yapılan, “93 Harbi” olarak da bilinen Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Balkanlar’dan ve Karadeniz’den göçenler ile Sarıyer nüfusu giderek büyümeye başlar.

    19. yüzyıla kadar II. Selim (1566-1574), IV. Murad (1623- 1640), Sarıyer’de av köşkü bulunan IV. Mehmed (1648- 1687), III. Selim (1789-1807) gibi padişahların kışları avlanmak, yazları da dinlence için gittiği Sarıyer, Fındık, Çırçır, Hünkâr, Kestane suları gibi kaynak suları ve koruları ile İstanbul’un mesire yeri olma özelliğini sürdürür. Dönemin yazılı kaynaklarında gayrimüslimlerin yalıları, köşkleri ve bahçeleri ile birlikte eğlence ve sayfiye yeri olarak da anılır. Bu yüzyılda merkezi Pera’da (Beyoğlu) olan büyükelçiliklerin yazlık sefaretlerinin büyük bir kısmının Sarıyer İlçesi sınırlarına inşa edilmesi, Şirket-i Hayriye’nin vapur seferlerinin başlaması ile birlikte İstanbulluların mesire yerlerine, kaynak sularına ziyaretleri bölgenin ünlenmesine neden olur. Tarih İçinde Sarıyer Çayırbaşı Cezayirli Gazi Hasan Paşa Camii, Büyükdere, 1868. 1900’lerin başında Kireçburnu dalyanları. Sarıyer’in tarihi semti Tarabya. Evliya Çelebi, 17. yüzyılda yazdığı Seyahatname isimli kitabında Sarıyer’i bin kadar bağlı, bahçeli ve mamur haneli, iki mahallede Müslümanların, yedi mahallede de Hristiyanların yaşadığı bir semt olarak anlatır.

    20. yüzyılda birbiri ardına gelen I. ve II. Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı, İstanbul’a göçlerin yaşanmasına neden olur. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında Sarıyer merkez ve köylerinde Müslüman nüfus artarken, gayrimüslim nüfus hızla azalır. Sarıyer’in Boğaz kıyılarındaki semtleri 1960’lara kadar daha çok yazın kalabalıklaşan bir sayfiye yeri iken, kara yollarının yapılması ve sahil yolunun genişletilmesiyle birlikte yapılaşma hızla artmaya başlar. Uzun yıllar boyunca bir Boğaz köyü özelliğini koruyan, yazın plaj ve gazinoları ile özellikle hafta sonları mesire yeri olarak seçilen su kaynakları ile ünlenen Sarıyer, hızla değişime uğrayarak bu özelliklerini kısmen kaybeder. Kıyı bölgelerine lüks konutlar, sırtlara ise gecekondu mahalleleri inşa edilir.

    1975 tarihli Boğaziçi Yasası öngörünüm bölgesini korumaya çalışmışsa da kontrolsüz büyüme önlenemez. 1980’lerde yeni yolların yapımıyla artık İstanbul’a çok yakın olan köylere doğa ile iç içe yaşamak için yerleşenlerle birlikte Sarıyer’in konut yapısı ve doğal görünümü değişir.